Yûnus Emre Köyünde

Pazar günü Yûnus Emre köyündeydik. Türkiye Türkçesinin bu ilk büyük şâiri, bundan yedi yüzyıl evvel, bu topraklarda yaşamıştı. Yeni bir bahar güzelliğini ufuklar boyu temâşâ ve teneffüs ettiğimiz toprak bundan haberli gibiydi. Gök kubbede sanki onun göğsünü dolduran hava dolaşıyordu. Güneşin nice asırlardan beri kavurduğu bu bağrı yanık Orta Anadolu ikliminde yine toz, basıldıkça kanatlanıp havaya karışan ince bir duman vardı. Yüzyıllarca evvel Yûnus da bu tozlu yollarda yürümüş, kitleleri uyandırmak, gönüllerini aşkla doldurmak için îmanlı adımlar atarken güzel dudaklarından :

Men yürürem yâne yâne
Aşk boyadı beni kane
Ne âkılem ne dîvâne
Gel gör meni aşk neyledi

mısrâları dökülmüştü.
***
On yıl evvel de onu ilk gömüldüğü yerden alıp yetmiş adım ötede yükselen bugünkü mezârına koymuşlardı. Kemikleri daha on ay evvel gömülmüş denecek kadar tâze ve ışıklıydı. Hele kafatası, içinde öylesine aşk ve heyecan dolu bir dehânın düşündüğünü, Yûnus’un Türkçesi kadar saf, sıcak ve samîmî bir söyleyişle haber verircesine, bir başka lisan tekellüm ediyordu.

Bu yetmiş adımlık son yürüyüşte, havaya sanki onun vücut toprağından zerreler dağılmıştı : Bir güzel koku dalgalanmış, bir nurlu duman ışıldamıştı. Yûnus’un Tanrı’da fâni oluşu gibi, vücûdunun bu ışık ve râyiha zerreleri de kabri çevresinde dönüp dolaşan rüzgârda yok olmuştu. Hemen bütün nefes alışlarımda göğsüm değil, gönlüm dolduğu için öyle sandım ki bu sevimli Sarıköy rüzgârlarında bizzat Yûnus’u teneffüs ediyorum.

***

Yûnus’un kabir taşı üzerinde, görebilenler için, nurla yâhut alevle yazılmış gibi sıcak ve aydınlık iki kelime var: Sevelim, sevilelim. Bu iki kelime, bütün bir Yûnus Emre, hattâ bütün bir insanlıktır. Yûnus’un mensûb olduğu düşünüş ve inanış sistemine göre bütün insanlar, bütün yaratılmışlar, bize kendini ancak aydınlattığı varlıklarda sezdiren büyük Yaratıcı’dan akseden bir nûrun zerreleridir. Allah’ı alınız: Ne kâinat, ne ışık, ne insan kalır. Varlıklar ve insanlar, Büyük Yaratıcı’dan kopmuş İlâhî Sevgi’nin bazen beyaz nurda birleşen binbir renk halindeki ışıldayışlarıdır. Sevgiyi alınız: Ne nûr, ne renk, ne de insanlık görünür. Yûnus’a göre insanlari bunun için birbirlerini ve birbirlerinin iyilik ve güzelliğinde bilerek, bilmeyerek Allah’ı severler.

***

Sevelim, sevilelim ifâdesi, taşıdığı mânâ ile büyük hakikâti söylüyor, onu hülâsa ediyor. Yûnus’un yetmiş iki millete bir gözle bakması, bundandı. Eski dilde millet, bir dîne, bir mezhebe inanmış insan topluluğu demekti. Yûnus’un büyük gönlünde bunun için bütün insanlığı kavrayan büyük bir aşk vardı; her dinden, her mezhebden, her insanı sevmek ve karşılığında onlar tarafından sevilmek yolundaydı.

***

Yûnus, bu engin insanlık sevgisine aynı zamanda millî bir üslûp vermişti. Ancak Türk’ün sevmesi diyebileceğim duygu ve düşüncesinde millî ifâde dalgalanan bir ürperişle seviyordu. Derin felsefesini en güzel bir Türkçeyle ve millî şekillerle terennüm etmesi bundandı. O, bütün Türkiye Türklüğünün kuruluş ve yüceliş asırlarındaki hârikulâde sağlam millî üslûpla âdetâ ilâhî bir davranışla insan’ı ve insandaki Tanrı güzelliğini seviyordu.

***

Ben, Yûnus Emre törenine yarın öğretmen olacak aydın gençlerle gittim. Bizi daha Eskişehir durağında, bu topraklara Yûnus’un bıraktığı derin sevgi ve âlâka karşıladı. Yûnus Emre Derneği’nin kıymetli başkanı Hilmi Doğan Ertürk ve arkadaşları, çok iyi çalışarak, bu Türk büyüğünün hâtırasını yaşatacak bir gece ve bir gün tertiplemişler. Çalışmalarına yakında daha geniş, daha ilmî bir çehre verecekler. Bir Yûnus Emre Enstitüsü kuracak, Yûnus’a dâir ilmî eserler hazırlayacaklar.

***

Pazar sabahı Yûnus’un mezarı çevresinde yapılan törende on binlerce inanmış insan vardı. İstanbul’dan, Ankara’dan, Eskişehir’den, Trakya’dan, Sivrihisar’dan, daha nice yerlerden, çoğu münevver ve hepsi irfan sâhibi nice insan, bu güzel günde bulunmak istemişti. Dâvetlilere gösterilen misafirseverlik, bizim bize mahsus medeniyetimizin yeni bir tezâhürüydü. Dernek başkanından başka Eskişehir vâlisi İbrâhim Tevfik Kutlar’ın Sarıköy’de Yûnus için yapılacak hizmetler ve tesisler hakkında verdiği güzel haberleri dinledik. Bütün konuşanlar, gönüller dolusu sevilen bir sevgiliye sesleniyormuş gibi, hep içlerinin aşkını ve ateşini söylüyorlardı.

Ve Türkiye’nin kuruluşundan beri dâimâ en büyük ve ârif Türk halkı, Mehmetçikler, Ayşecikler, anne-babaları ve yavrulariyle ağır başlı, vakur ve îmanlı bu sıcak sözleri dinliyorlardı. Bakışlarında ve davranışlarında, bizi bir zaman dünyâya hâkim kılan, bugün de böylesine ayakta tutan o derin ve asîl mânâ dolaşıyordu.