Yeni Yıl Dilekleri

Yılbaşı eğlenceleri artık Türkiye’miz için de gâlibâ geri dönülmez bir âdet, bir gelenek derecesi almıştır. Puta tapan eski Roma’dan Îsâ’cı Hıristiyan dünyâsına mîras kalan, onlardan da bütün dünyâya yayılan bu milletler arası din ve dünyâ eğlencesine şimdi biz de ve nice yıllardır katılmış bulunuyoruz.

Yılbaşının, Müslüman-Türk dünyasıyla aslında hiçbir ilgisi yoktur. Bizim, yılbaşı eğlencemiz sâdece, bütün insanlığı kucaklamış, vazgeçilmez bir inanış, bir tatlı aldanış yüzündendir. Herhangi bir işe, bu arada yeni bir seneye güler yüzle, eğlenerek başlarsak, işimiz ve bütün yılımız uğurlu gider inanışı…

***

Şu halde mâdem ki yıllardan beri bizim de takvimimiz, ister istemez 1 Ocak’da başlıyor, bizim de bu takvimi güler yüzle karşılamamız; insanlığın rûhunda çağlar boyu sönmemiş, bu güzel aldanışa uymamız tabiîdir.

***

Hıristiyan bayramları hazreti Îsa’nın doğduğu günün kutlanmasıyla başlar. Hz. Îsâ, zamanımızdan, 2011 sene evvel ve eski roma tarihinin 753. yılı sonunda 25 Aralık’da doğmuştu. Papalık bu günü Noel ve bugünden 7 gün sonraki 1 Ocak gününü de Mîlâdî takvimin birinci günü olarak kabul etmiştir. Mîlâd, Arapçada, bir insanın doğduğu zaman veya yer demektir. İslâm âlemi, bu kelimeyi Hz. Îsâ için kullanageldiğinden Hz. Muhammed’in doğduğu günü aynı mânâda bir kelime olan Mevlid sözüyle anmıştır. Ancak ilk Müslümanlar, yani Müslüman Araplar, hiçbir bakımdan Hıristiyanlara benzemek istemedikleri için, Hz. Muhammed adına Mevlid töreni yapmamışlardır.

***

İslâm âleminde hakîkî ve samîmî Mevlid törenleri, ilk defâ Müslüman Türkler tarafından Erbil Atabek’i Muzafferüddîn Gök-Börü’nün hamlesiyle başlayan törenlerdir ki bugün hâlâ yaşamaktadır.

***

Bununla berâber Noel ve Yılbaşı, Hz. Îsâ’nın çarmıha gerilişindeki hüznü asırlarca silememiştir. Aslında bir Yahûdi ihâneti ve Yahûdi cinâyeti olduğu halde Avrupa Hıristiyanlığı bu cinâyeti, mânevî bir mîras gibi benimsemiş ve onun vicdan azabından doğan acıyı, resim sanatına, heykellere, şiirlere, mîmârî ve mûsıkîye ısrarla işlemiştir.

***

Hıristiyan dünyâsını, denilebilir ki, bu yeisten birinci derecede eski Cermen neş’esi, ikinci derecede bir Yahûdi hîlesi kurtarmıştır.

Cermenler Noel törenlerine kendi eski putperestlik devirlerinin ölümsüz hâtırâları olan Noel Baba’yı, Noel çamını ve Noel hediyelerini, Noel oyuncaklarını getirerek, Hıristiyan yılbaşlarına büyük renk ve hareket katmışlardır.

Yoksa, bir mûtedil iklim, hatta bir sıcak iklim çocuğu olan Hz. Îsâ’nın doğduğu ve yaşadığı çevrede ne coşkun bir kar, ne Cermen coğrafyasının çam ağaçları, ne de kış geceleri beyaz dumanlar tüttüren bacalardan inen hediyeler olabilirdi. Noel ve yılbaşı, bugünkü görünüşü ile, bir karlı Avrupa manzarasıdır.

Yahûdilere gelince, yahûdilikten başka her dini dejenere etmeyi, hiç olmazsa, manevi duygu ve heyecanlarından uzaklaştırmayı; şaşmaz bir Yahûdilik vazîfesi bilen bu müthiş zümre, Noel ve yılbaşı geleneklerinden iki türlü faydalanmıştır:Önce âdetâ bir yılbaşı endüstrisi kurup akla hayale gelmez süslü, şatafatlı, parıltılı ve pahalı yılbaşı hediyeleri hazırlamış, türlü yılbaşı oyuncakları îcâd etmiş, her şeyin su gibi şarap gibi aktığı; bir yılbaşı masrafından hesâbına büyük fayda sağlamışlardır.

Sonra, Hıristiyan yılbaşında, Hz. Îsâ’ya karşı duyulan hüzünden, hattâ bağlılıktan soyunmuş; işi eğlenceye vurmuş, artık o ilk zamanların vicdan azâbını duymak şöyle dursun, böyle şeylere güler hale gelmiş bir maddî hava yaratmışlardır. Yahudiliğin, Müslümanlığa karşı tatbik edip, şiddetle muvaffak olduğu siyaset de Türkiye dâhil, birçok Müslüman ülkelerinde birincinin aynıdır.

Biz Türkler, ne Noel’e ne de yılbaşına herhangi bir dînî rabıtayla bağlı olmadığımız için bu eğlence gecelerinde sâdece yeni bir yılı güler yüzle karşılamak mevkîindeyiz. Bu bakımdan kaybımızın Hıristiyanlıktan daha az olması tabiîdir. Ancak kaybetmekte olduğumuz muhakkaktır; bizim yılbaşı eğlencelerimizin kötü bir Avrupa hatta Amerikan taklîdi eğlenceler olması son asırlardaki bütün mukallidliklerimiz gibi gurur ve onur kırıcı hareketlerdir.

Türk zekâ ve an’a nesinin bütün bu hareketlere hiçbir millî çizgi katamaması elbette çok düşündürücü olmalıdır.

Aslında biz eğlenmeyi sevmez ve eğlenmeyi bilmez bir millet değiliz. Fakat kendi eski eğlence hayâtımızı ve millî neş’emizi modernize edemeyecek kadar kendimizden uzaklaşmış nesiller yetiştirme rekorundayız.

***

…Bizim yeni bir yılbaşında bütün milletimiz için dileğimiz, hak edilmiş neşedir… Yeni bir yıla böyle bir neşeyle, hiç olmazsa, gelecek yıllarda böyle bir neşeye ulaşmak emeliyle girenlerimiz çok olsun istiyoruz…

N. Sâmi banarlı, Devlet ve Devlet Terbiyesi 2. baskı, sayfa: 253-259.