TÜRK’ÜN ÜÇ ORDUSU-2

  Bizim ikinci ordumuz, maârif, yâni irfân ordusudur. İrfân, hattâ okumamış Türk halkının bile, târihin en tecrübe görmüş milleti olarak, daha doğuştan sâhibi ve vârisi olduğu, fıtrî ve asîl fazîletidir.  Fakat Türk milleti, târihte ne zaman irfân ordusuna tam kıymet vermiş, onun hocalarını muhterem, hattâ mukaddes bilmiş, onun çocuklarını vatanın ve insanlığın istikbâli bilerek iyi, fazîletli, bilgili ve çalışkan yetiştirmişse, o zaman daha büyük olmuştur. Eski Türkler hocalarını mukaddes bilir, onlara ata, koca, gibi heybetli isimler verir; millet olarak, onların bilgisinden, devlet olarak onların tecrübesinden ders ve öğüt alırlardı.

  Oğuz Han’ın halk dilinde yaşayan destânı böyle söyler. Milletimizin Çinlilere karşı kazandığı birinci İstiklâl Savaş’ını, Orhun’daki ebedî taşlara yazarak, Türk’ün mizâcına, ordusuna ve halk irfânına güvenini haykıran Türk Bilge Kağan’ın kitâbesinde de bu hakîkat kazılıdır. Sonra Selçuk Hükümdârları, sonra Osmanlı sultanları, İkinci Murad, Fâtih, Yavuz ve Kanûnî âlimlere ve muallimlere saygı göstermekte birbirleriyle yarış etmiş dünyâ hükümdarlarıdır.

 Bunun içindir ki, bizim irfân ordumuzun bütün muhterem ve fedâkâr hocalarına ve talebesine düşen en büyük vâzîfe, tam bir ilim haysiyeti ve ciddiyeti içinde, Türk ilim ve tefekkürüne tekrar milletler arası değer kazandırmak, Türk çocuklarını böyle bir geleceğin asil namzetleri olarak ciddî ve millî bir terbiye içinde, çalışkan ve yaratıcı yetiştirmektir.

Türk maârif ordusu, bu vatan vâzifesine şevkle devâm ederken inanmalıdır ki, Türkiyede vatan hocalarına saygı, an’ane  ve terbiyesi tükenmemiştir. Halkımız, bu saygının aziz kaynağıdır. Aydınlarımız içinde ise, târihin her devrinde en umulmayan zümreler arasında bile, maârif ordusuna derin saygı ve sevgiyle bağlı vatan evlatları olmuştur ve olacaktır.

Nihad Sâmi Banarlı, Edebiyat Sohbetleri 5. baskı, Sayfa : 310-312.