Oğuz Kağan Destânı

…Günlerden bir gün, Oğuz Kağan Tanrı’ya yalvarmakta idi. Karanlık bastı. Gökten bir gök ışık düştü. Güneşten, aydan daha parlaktı. Oğuz Kağan yürüdü. Gördü ki bu ışığın arasında bir yıldız var. Yalnız oturuyor. Çok güzel bir kızdı, başında ateşli parlak bir beni vardı. Kız öyle güzeldi ki gülse Gök Tanrı da gülüyor, ağlasa Gök Tanrı da ağlıyordu.  Oğuz Kağan onu gördükte aklı kalmadı, gitti. Onu sevdi, aldı.

Günlerden gecelerden sonra kızın gözleri parladı, üç erkek oğul doğurdu. Birincisine Gün adını koydular. İkincisine Ay adını koydular. Üçüncüsüne Yıldız adını koydular.

Gene bir gün Oğuz Kağan ava gitti. Bir göl ortasında önünde bir ağaç gördü. Bu ağacın kovuğunda bir kız vardı. Yalnız oturuyordu. Güzel, alımlı bir kızdı. Onun gözü gökten daha gök rengi, saçı ırmak dalgası gibi, dişleri inci gibiydi. Öylesine güzeldi ki yeryüzü insanları onu görse “ah ölüyoruz” diyerek sütten kımız olurlardı.

Oğuz Kağan onu gördükte aklı gitti. Yüreğine ateş düştü. Onu sevdi, aldı. Günlerden sonra, gecelerden sonra kızın gözleri parladı, üç erkek oğul doğurdu. Birincisine Gök adını koydular. İkincisine Dağ adını koydular. Üçüncüsüne Deniz adını koydular.

Ondan sonra Oğuz Kağan büyük toy verdi. Çağrılan halk biribirine danışıp geldi. Oğuz Kağan 40 sıra ve 40 masa yaptırdı. Türlü aşlar, şaraplar, tatlılar, kımızlar yediler ve içtiler…

N.Sâmi Banarlı, Oğuz Kağan Destanı, Resimli Türk Edebiyât Târihi, 2001, s: 18