Merdiven

Merdiven kelimesinin Türkçede en güzel kullanılışı galibâ Ahmed Hâşim’in Merdiven şiirindedir. Bu şiirdeki:

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden

mısraı, bizi, bir anda şiir iklimleri’ne götürecek güzelliktedir. Bu güzellik, Türkçe ağır ağır çıkmak sözüyle Fârisîden Türkçeleşmiş merdiven kelimesinin altın kaynakla birleşmesindeki bütünlük’dedir.

Bir okuyucum, merdiven kelimesinin nece olduğunu soruyor. Hemen söyleyeyim ki merdiven diye bir kelime yalnız Türkçede vardır, bu kelime de, aslı hangi dilde olursa olsun, Türk halk dehâsının ve Türk dili mûsikîsinin millîleştirdiği sözler arasındadır.

Tahta-Merdivenler“Merdiven”in aslı, Fâriside neverd-i bâm idi. Kelime, tavana yükselen kıvrım, basamaklı yol, kısaca merdiven demekti. Aynı dilde, aynı söz, zamanla “nerdbân” sesiyle kelimeleşti.

Merdiven, yukarı çıkmaya, yükselmeğe vâsıta olduğu için, Îran edebiyatının da şiirine, hikmetine işlenmişti. Bir misâl olarak Hakîm Senâî, “Göğe yükselmek, tek kelime ile, “yükselmek” için, iyi davranışlardan ve çalışmadan daha iyi merdiven yoktur.” diyordu. Yine Fârisîde yolların ve yolculuğun güçlüğünü gidermek için yolda bir arkadaşla konuşa görüşe yürümeğe de -Türkçede yol merdiveni diyebileceğimiz-  husûsi bir deyim kullanılırdı.

Bu kelime, bizim eski edebiyâtımıza önce nerdbân sesiyle işlenmiş sonra, Türk söyleyişi ona nerdüban âhengini vermişti. Yahyâ Kemal’in Mahurdan Gazel’indeki:

Nerdübanlar bûsiş-î nermîn-i dâmânıyle mest

İndi bin işveyle bir kâşâne-î fağfûrdan

söyleyişinde kelime böyle kullanılmıştı. Aynı kelime Türkçede, zamanla, merdüvan ve merdüven sesini almış nihâyet merdiven güzelliğiyle Türkçeleşmiştir. Bugün Fârisînin neverd-i bâm’ı hatta nerdbân’ı ile Türkçenin merdiven’i arasında ancak çok uzaktan, hayal meyâl bir benzeyiş vardır. Merdiven, Türkçedir. O kadar ki böyle bir kelime artık Fârisî olamaz. Bugün kökü başka dildedir diye öldürülmek istenilen daha pek çok kelime gibi, merdiven de bin yıllık bir Türk dili târihi boyunca işlenerek hâlis Türkçe sözlerden olmuştur.

Arapçada “merdiven”in bir adı da mîrâc’dır. Fakat bu kelime müslümanlıktan sonra daha çok, “Hazret-i Muhammed’in Tanrıya yükselişi “mânâsında kullanılmış, bu mânâda mukaddesleşmiş, böyle meşhûr olmuştur. Mîrâc ve merdiven yakınlığının çok güzel bir nüktesi ise (hatırımda kaldığına göre) Keçecizâde Fuad Paşa’ya atfolunan bir sözdür: Gâlibâ bir diplomatlar meclisinde koyu bir hıristiyan diplomatı Paşa’ya sormuş:

– Sizin peygamberinizin Allah’a yükseldiği doğru mudur?

– Evet ekselans.

– Peki hangi merdivenle?

–  Gayet basit, ekselans, sizin peygamberiniz Hz. Îsâ’nın göğe çıkarken kullandığı merdivenle.

*

Türk mimarîsinde merdiven bilhassa son asırlarda şehir ve âbide dekorlarını süsleyip bütünleyen bir zevk çizgisi olmuştur. Câmi ve sarayların geniş, beyaz merdivenleri böyledir. Eski ve büyük, ahşap yalılarla konakları süsleyen, billur trabzanlarla süslü, zengin, ahşap, merdivenler de böyledir. Eskiden, bâzı Türk evlerinde bu sıcak, ahşap merdivenlere beyaz ketenler yayılır, bu keten yol keçeleri, Türkün temizlik anlayışının da beyaz bir ifâdesi olurdu.

Türkçede kırkına merdiven dayamak gibi mecazî mânâlar da alan merdiven, çeşitli merdiven adları ve çizgileriyle, görülüyor ki, Türkçedir. Uydurmacılar, Türkçenin bir serveti hâline gelmiş merdiven kelimesini de öldürmek İçin elbet bir çâre düşünmüşlerdir. Belki de çıkaç ya da çıkak gibi sözlerle onu da özleştirmek (!) yolundadırlar.

Bereket versin ki Türk halkı âriftir, bu işdeki hîleyi anlamıştır. O yine merdiven diyecek ve lâyık olduğu her yüceliğe maddî, manevî merdivenlerle yükselecektir.

Bu yükseliş, tam bir ağırbaşlılık içinde sağlam adımlarla olacak ve Ahmed Hâşim’in:

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden

söyleyişine uyacaktır.

Nihad Sâmi BANARLI, Türkçe’nin Sırları, 34. Baskı, sayfa : 148-150.

About Banarlı

Nihad Sâmi Bey, Bayrakdarzâdeler nâmıyla tanınan Trabzon'un köklü bir ailesine mensuptur. Bu nam, ceddinin Fatih Sultan Mehmed'in Trabzon seferinde bayrakdarlığını yapmasından ileri gelmektedir. 18 Nisan 1907 yılında İstanbul'da doğan Nihad Sâmi Bey'in babasının babası Emin Hilmi Bey, 1293’te İstanbul'da toplanan ilk Osmanlı Meclis-i Mebûsânında Trabzon mebûsu olmuş, ayrıca Matbaa-ı Bahriye Nazırlığı vazifesinde bulunmuştur. Babası İlyas Sâmi Bey ise Trabzon Merkez Mutasarrıflığı Tahrirât Müdürlüğü, İstanbul İdare-i Mahsûsa Tahrirât Başkâtipliği gibi vazifelerden sonra 1892’de Bitlis Vilâyeti mektupçuluğuna tayin edilmiştir. Bundan sonra İşkodra, Kastamonu, Diyarbekir, Musul vilâyeti mektupçuluklarında bulunmuş ve 1900 yılında Süleymaniye Mutasarrıflığına getirilmiştir. Annesi ise yine köklü bir aileye mensup olan Hâfize Nâdire’dir. Nihad Sâmi, ilk tahsilini Fatih Sultan Mehmet Vakfı Sıbyan mektebinde, daha sonra Gelenbevi ve Mercan idadisinde yaptı. Lisenin ilk sınıflarını Vefâ Sultanîsi'nde okudu. Son sınıfta İstiklâl Lisesi'ne geçti ve oradan mezun oldu. 1926’da İstanbul Darülfünunu Edebiyat Fakültesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne giren Nihad Sâmi mezuniyetinden sonra çeşitli liselerde edebiyat öğretmenliklerinde bulunmuştur. 1947’de Eğitim Enstitüsü’ne ve buna ilâveten Yüksek Öğretmen Okulu edebiyat öğretmenliğine getirildi. Nihad Sâmi Banarlı, 1953’ten beri âzâsı bulunduğu İstanbul Fetih Cemiyeti tarafından kurulan İstanbul Enstitüsü ve daha sonra kendi emekleriyle kurulan Yahya Kemal Enstitüsü müdürlükleri yaptı. Gençlik yıllarında piyes, hikâye ve şiirler kaleme alan Nihad Sami daha sonra ilmî çalışmalarına ağırlık verdi. Dâsitân-ı Tevârih-i Mülûk-ı Âl-i Osman ve Cemşîd ü Hurşîd Mesnevîsi isimli mezuniyet teziyle hızlanan ilmî çalışmaları bir neslin edebî ve kültürel donanımında büyük pay sahibi olan Türkçe-edebiyat ders kitapları ve iki ciltlik Resimli Türk Edebiyatı Tarihi ile devam etmiştir. Nihad Sâmi Banarlı’nın gençlik yıllarından başlayarak kaleme aldığı çok sayıda deneme ve makalesi vardır. Bugün 13 ciltlik bir külliyat oluşturan bu yazılar daha ziyade Türkçe, Türk edebiyatı, bilhassa Yahyâ Kemal, [Yahyâ Kemal’in sağlığında yayımlanmamış şiir ve nesirleri, hatıraları da yine Nihad Sâmi tarafından neşredilmiştir] tarih, tasavvuf ve İstanbul üzerinde yoğunlaşır. 1948’den 1962’ye kadar Hürriyet Gazetesi’nde Edebî Sohbetler adı altında neşredilen yazıları da büyük bir alâkaya mazhar olmuştur. Verimli ve tesirli ömrünün sonuna kadar Türk dil, kültür ve edebiyatına hizmet etmiş olan Nihad Sâmi Banarlı, Kadir Gecesine rastlayan 13 Ağustos 1974 günü vefât etmiştir. Eserleri : İnceleme - Araştırma Yahyâ Kemal Yaşarken (1959) Yahyâ Kemal’in Hatıraları (1960) Türkçe’nin Sırları (1940) Şiir ve Edebiyat Sohbetleri (3 cilt, 1951-1954) Resimli Türk Edebiyatı Tarihi (2 cilt, 1948-1975-1979) Dasitan’i Tevarih’i Müluk’i Ali Osman ve Cemşid ve Hurşid Mesnevisi(Ahmedi)(1933) Namık Kemal ve Türk Osmanlı Milliyetçiliği Büyük Nazireler Mevlid ve Mevlid’de Milli Çizgiler Edebi Bilgiler (1940) Metinlerle Edebi Bilgiler (3 cilt, 1955-1960) Başlangıçtan Tanzimata Kadar Türk Edebiyatı Tarihi Fatih’in Zafer Sırları Oyun Kızılçağlayan (1933) Bir Yuvanın Şarkısı (1933) Roman Bir Güzelliğin Romanı (Hürriyet gazetesinde tefrika)

Related Posts

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir