Kaybolan Şehir

Bir şehrin mîmârîsi, şunun bunun keyfine göre vücûd bulamaz. Bu, derin bir vukuf meselesidir. Millî mizâcın, şehir manzarasına nasıl işlendiğini yakından bilme meselesidir. Şu satırları Yahyâ Kemal’den alıyorum :

Istanbul_siluet“Mîmârîyi yalnız mîmârî ve hendese nokta-i nazarından ihyâ etmek bir hatâdır. Çünkü mîmârîye zamânın giydirdiği bir kisve vardır. İşte o millî peyzaj’dır. Buna bir misâl Bayezid Câmii’dir. Bayezid Câmii’nin önünde kahveler, arkasında Sahaflar Çarşısı vardır. Bilhassa Sahaflar Çarşısı’nı ele alalım. Bu manzara hiç bir dekorcunun îcâd edemiyeceği kadar güzeldir. Üstelik, mâziyi, göz önünde canlı bir vesîka gibi bulundurur. Çok cezrî düşünen bir belediyeci, fecî‘ bir ihtimal olarak Bayezid Câmii’ni yalnız mîmârî eseri olarak ortaya çıkarmak istese ve Sahaflar Çarşısı’nı kaldırsa, ne kadar fenâ olur. Demek ki zamânın bir de kendi mîmârîsi vardır. Etraf her zaman tûfeylî değildir.“

Böylelikle servet, millî çizgiyi ne kadar harcıyorsa, fakr-u zarûret o kadar muhafaza ediyor. Anlaşılıyor ki bütün Türk sanatkarları gibi, Türk mîmarları da önce Türk halkından bir tevâzu rûhu ve bir vatan çizgisi dersi öğrenmelidir.

Nihad Sâmi BANARLI, İstanbul’a dâir, 1986, S:22-23.