CUMHURİYET

ATATÜRKTürk Milleti de 1923 yılında cumhûriyet rejimine böyle bir meziyetle girdi. O târihte, müşterek istiklâl mücâdelesi, bu asîl milletin her ferdini birbirine derin bir sevgi ve saygıyla bağlamıştı. Devrin Büyük Millet Meclisi, daha 1920 yılı 23 Nisan’ında “Hâkimiyet Milletindir”, derken Cumhûriyet ruhunun bütün Türk gönüllerindeki sıcak ve samîmî akislerine tercüman oluyordu. Türkiye Türkleri, Osmanlı İmparatorluk âilesi gibi, bir başka milletin târihinde görülmemiş derecede şerefli bir hükümdar âilesini Cumhûriyetin kuruluş yıllarındaki canlı ve samîmî ruhuna kuvvetle inanarak; sessizce fedâ ettiler. Köylüye samîmîyetle “efendi” diyen Atatürk’ün defâlarca Cumhurbaşkanı oluşundaki mesud tekerrürü aslâ yadırgamadılar. Bu büyük adam sağken, hiçbir Türk, Atatürk’ün hâricinde bir Cumhurbaşkanı olabileceğini tasavvur bile etmek istemiyordu. Fakat bu büyük adamın ziyâından sonra Türkiye’nin dâhilî hayâtına yeniden târihin ve tâlihin insafsızlığı karıştı. Bilhassa İkinci Dünya Harbi’nin zor ve kritik yıllarında kanunlarımızın iklim ile, coğrafya ile, toprakla, inanışlarla, geleneklerle, velhâsıl millî ruh ve millî vicdanla ilgisi şiddetle azaldı. Milletin fikir hürriyetini, inanma hürriyetini, hatta dil hürriyetini baltalayanlar oldu.

Hudutsuz ve kanunsuz kazanmalar, ihtikâr ve karaborsa, milletimizin yalnız maddî sıhhatini değil mânevî sağlığını da rencide etti. Türk Milleti gibi, müşterek zaferlerin, müşterek inanışların, hatta müşterek felâketlerin, azîz bir toprak üzerinde, birbirine bağlayıp, sarsılmaz kütle hâline koyduğu bir millet içinde yalnız kendi menfaatini düşünerek, başkasını zararı, hatta felâketi bahasına, kazanç ve ikbal temin edenlere rastlandı. Başka çağlarda az çok mümkün görülen bu dalâletlerin cumhûriyet çağında olmaması gerekirdi. Çünkü “içtimâî adâletsizlik” hâdisesiyle cumhûriyet rûhu arasında herhangi bir anlaşma tasavvur edilemez. Nitekim, Türkiye’de Cumhûriyet’in ikinci devresi, en çok, bu yüzden kapandı.

*

Bugün, Türk topluluğu, kendi eliyle kurduğu cumhûriyetin üçüncü devresidir. Bu devrenin, kahramanlık gibi, insan haklarına inanmak ve saygı göstermek gibi, fıtrî ve ezelî fazîletlerimizin, dünya ölçüsünde tekrar şöhret kazanması şeklinde, mesut bir başlangıcı vardır. Fakat bizim, maddî, mânevî her türlü kabiliyetlerimizle tam bir kalkınmaya yönelmemiz için yeryüzünün bütün milletlerinden daha hummâlı ve sistemli bir çalışmaya ihtiyâcımız çoktur. Bu çalışma devresinde Türk halkının, cumhûriyet anlayışını artık devlet dâvâsı olarak kuvvetle benimseyip, daha süratle yürütmesi gerekir. Çünkü, bugün hâlâ aramızda eski-yeni târihin bâzı kötü mîrasları yaşamaktadır. Aramızda, vicdan dünyâlarını kaybetmiş kimseler tarafından işlenen birtakım maddî-mânevî cinâyetler eksik olmuyor. İhtirâsın, sefâhatin, ölçüsüz eğlencenin, lüksün, isrâfın ve içtimâî adâletsizliğin, topluluk içindeki çeşitli tezâhürleri, hâlâ, ulaşmak istediğimiz hakîkî saâdetin birer düğüm noktasıdır.

Söz hürriyeti, fikir hürriyeti, dil hürriyeti, cemiyet kurma hürriyeti gibi büyük hürriyetler elde etmiş bir yurtta ferdlerin birbirine ısınması, cemiyetlerin birbirine ısınması, köylerin, şehirlerin, halkın ve aydınların birbirine ısınıp birbirleri için fedâkarca çalışması beklenir.

***

N.SÂMİ BANARLI, DEVLET VE DEVLET TERBİYESİ, 2.BASKI, S:90-94.

 

About Banarlı

Nihad Sâmi Bey, Bayrakdarzâdeler nâmıyla tanınan Trabzon'un köklü bir ailesine mensuptur. Bu nam, ceddinin Fatih Sultan Mehmed'in Trabzon seferinde bayrakdarlığını yapmasından ileri gelmektedir. 18 Nisan 1907 yılında İstanbul'da doğan Nihad Sâmi Bey'in babasının babası Emin Hilmi Bey, 1293’te İstanbul'da toplanan ilk Osmanlı Meclis-i Mebûsânında Trabzon mebûsu olmuş, ayrıca Matbaa-ı Bahriye Nazırlığı vazifesinde bulunmuştur. Babası İlyas Sâmi Bey ise Trabzon Merkez Mutasarrıflığı Tahrirât Müdürlüğü, İstanbul İdare-i Mahsûsa Tahrirât Başkâtipliği gibi vazifelerden sonra 1892’de Bitlis Vilâyeti mektupçuluğuna tayin edilmiştir. Bundan sonra İşkodra, Kastamonu, Diyarbekir, Musul vilâyeti mektupçuluklarında bulunmuş ve 1900 yılında Süleymaniye Mutasarrıflığına getirilmiştir. Annesi ise yine köklü bir aileye mensup olan Hâfize Nâdire’dir. Nihad Sâmi, ilk tahsilini Fatih Sultan Mehmet Vakfı Sıbyan mektebinde, daha sonra Gelenbevi ve Mercan idadisinde yaptı. Lisenin ilk sınıflarını Vefâ Sultanîsi'nde okudu. Son sınıfta İstiklâl Lisesi'ne geçti ve oradan mezun oldu. 1926’da İstanbul Darülfünunu Edebiyat Fakültesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne giren Nihad Sâmi mezuniyetinden sonra çeşitli liselerde edebiyat öğretmenliklerinde bulunmuştur. 1947’de Eğitim Enstitüsü’ne ve buna ilâveten Yüksek Öğretmen Okulu edebiyat öğretmenliğine getirildi. Nihad Sâmi Banarlı, 1953’ten beri âzâsı bulunduğu İstanbul Fetih Cemiyeti tarafından kurulan İstanbul Enstitüsü ve daha sonra kendi emekleriyle kurulan Yahya Kemal Enstitüsü müdürlükleri yaptı. Gençlik yıllarında piyes, hikâye ve şiirler kaleme alan Nihad Sami daha sonra ilmî çalışmalarına ağırlık verdi. Dâsitân-ı Tevârih-i Mülûk-ı Âl-i Osman ve Cemşîd ü Hurşîd Mesnevîsi isimli mezuniyet teziyle hızlanan ilmî çalışmaları bir neslin edebî ve kültürel donanımında büyük pay sahibi olan Türkçe-edebiyat ders kitapları ve iki ciltlik Resimli Türk Edebiyatı Tarihi ile devam etmiştir. Nihad Sâmi Banarlı’nın gençlik yıllarından başlayarak kaleme aldığı çok sayıda deneme ve makalesi vardır. Bugün 13 ciltlik bir külliyat oluşturan bu yazılar daha ziyade Türkçe, Türk edebiyatı, bilhassa Yahyâ Kemal, [Yahyâ Kemal’in sağlığında yayımlanmamış şiir ve nesirleri, hatıraları da yine Nihad Sâmi tarafından neşredilmiştir] tarih, tasavvuf ve İstanbul üzerinde yoğunlaşır. 1948’den 1962’ye kadar Hürriyet Gazetesi’nde Edebî Sohbetler adı altında neşredilen yazıları da büyük bir alâkaya mazhar olmuştur. Verimli ve tesirli ömrünün sonuna kadar Türk dil, kültür ve edebiyatına hizmet etmiş olan Nihad Sâmi Banarlı, Kadir Gecesine rastlayan 13 Ağustos 1974 günü vefât etmiştir. Eserleri : İnceleme - Araştırma Yahyâ Kemal Yaşarken (1959) Yahyâ Kemal’in Hatıraları (1960) Türkçe’nin Sırları (1940) Şiir ve Edebiyat Sohbetleri (3 cilt, 1951-1954) Resimli Türk Edebiyatı Tarihi (2 cilt, 1948-1975-1979) Dasitan’i Tevarih’i Müluk’i Ali Osman ve Cemşid ve Hurşid Mesnevisi(Ahmedi)(1933) Namık Kemal ve Türk Osmanlı Milliyetçiliği Büyük Nazireler Mevlid ve Mevlid’de Milli Çizgiler Edebi Bilgiler (1940) Metinlerle Edebi Bilgiler (3 cilt, 1955-1960) Başlangıçtan Tanzimata Kadar Türk Edebiyatı Tarihi Fatih’in Zafer Sırları Oyun Kızılçağlayan (1933) Bir Yuvanın Şarkısı (1933) Roman Bir Güzelliğin Romanı (Hürriyet gazetesinde tefrika)

Related Posts

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir