ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ

Çanakkale savaşı, çelik kütlelerle tokuşan çıplak kuvvet ve îmân’ın çeliğe boyun eğdirdiği savaştır. Zafer, Türk askerinin, tek başına, birleşmiş Avrupa, hattâ dünyâ ordu ve donanmasını bir arada yenmesindedir. Gerçi Mehmetçik, zaferin bu türlüsüne, Anadolu’da Haçlı ordularını yendiği asırlardan beri alışmıştır. Osmanlı devrinde, Murâd-ı Hüdâvendigâr kumandasındaki Türk ordusu da, umûmî Balkan savaşlarına, Sırp sındığı ve Kosova’da zamanın bu çeşit ordularını yenerek başlamıştı. Hüdâvendigâr, son savaşına “Allahım! Gazî olduğum yetişir! Artık şehîd olmak istiyorum!” duâsıyla atılmış, murâdına ermişti.

            Hükümdârı bile bir cihad uğrunda şehîd olmak isteyen bir ordu ancak gâlip gelebilirdi. Böyle bir azimle ilerleyen Türk, o devrin Avrupasına medeniyet ve îman nûru götürüyordu. Ordu, hükümdardan en mütevâzî Mehmedciğe kadar, bir gâzîler ordusuydu. Bu gâzîlerin, uğrunda şehîd oldukları îman, Çanakkale Savaşında da vazîfe görmüştür.

***

            Bir vatanı sevmenin en büyük delîli ve isbâtı onun uğrunda ölmektir. Çanakkale şehidleriyle benzerlerinin asırlarca birer kale kesilerek aldıkları ve korudukları vatan, elbette vatanların en gerçeği ve mukaddesidir. 900 yıldan beri, her taşı, uğrunda ölen şehîde âbide olmuş tek toprak, iyi bilsek ki, yalnız bizim vatanımızdır, böyle bir vatanda daha fazîletle yaşamanın yollarını daha sağlam bulurduk.

            Çanakkale Şehîdleri…Şimdi her biri birer rûh olmuş, birer mânâ olmuş bu azîz insanlar, geride bıraktıkları evlatlarına işte bu temelleri hazırlamış atalarımızdandır ki bize fazîletin, bize ferâgatin yüceliğini duyuruyorlar.

***

          

Çanakkale şehîdlerinin karşısındaki düşman kıyâmetini, Türk dili ile, bu şehidler için en güzel âbideyi yücelten Mehmed Âkif târif etmişti. Karşımıza dikilen dünyâ dolusu ordular için:

            “Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer

            Kaynıyor kum gibi… Mahşer mi, hakîkat mahşer.”   

diyor ve devam ediyordu:

         “ Yedi iklîmi cihânın duruyor karşısında:

           Avustralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!..

          Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk..”

 

            Sonra, bütün bu dünyâ askerlerinin, Mehmedciğin üzerine savurdukları her türlü ölüm yağdırıcı ve medeniyet îcâdı (!) silahları sayıyor d:

            “Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler

             Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından:

            Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat îman?”

 

mısrâlarıyla bu dünyâ zaferini kazanan büyük tılsımı açıklıyordu.

*** 

            Çanakkale şehîdleri, yine  Mehmed Âkif’in bütün milletimize ve gönül dilimize tercüman olarak haykırdığı:

            “Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker!

            Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

            Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın!..

            ‘Gömelim, gel seni târihe’ desem, sığmazsın!..”

 

mısrâlarının büyük sâhipleriydi.

Ki, onların yeri ve göğü dolduran azîz ruhları bugün hâlâ bizimle berâberdir. Bize, yükselme ve ilerleme yolunda hamle gücü hazırlayan tek sağlam temel onlardır; onların varlığı, mâneviyâtı ve îmânıdır. Esâsen Çanakkale ve İstiklâl harbi şehîdlerini ve benzerlerini toprağa vermiş bir millet, ebediyen yaşama ve yükselme hakkı kazanmış millet demektir. Yeter ki biz bunun mânâsını bilelim ve şehîdlerimizi yadırgatmayacak bir dille bu mânâyı vatan çocuklarına duyuralım.

Nihad Sâmi Banarlı, Târih ve Tasavvuf Sohbetleri, 2. baskı, sayfa: 151-153.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>