KIBRIS ŞEHİDLERİ

Çünkü vaktiyle biz Kıbrıs’ı, o kadarcık bir vatan parçası için târihimizde görülmemiş derecede çok şehîd vererek fethederken de yine böyle bir vak’a olmuş, eski bir kahramânımız, Magosa şehrini, elinde silah yerine bayrak taşıyarak fethetmiş ve onda elindeki bayrağı bir kere de kendi kanıyla boyamıştı.

Hâdise şuydu:

Magosa müdâfîleri, Türklere karşı zâlim bir müdâfaa silahı kullanıyorlardı. Bu sert ve katil silahın adı “ölüm çarkı”ydı: hisarın dış duvarlarında, kale kapılarından birini, bâzan bir başkasını, unutulmuş gibi, açık tutuyorlar, fakat kapının arkasında iri bir çark bulunduruyorlardı. Bu çark şeklindeki müthiş giyotin her dönüşünde, kapıdan girenlerin başlarını koparıyor, bedenlerini parçalıyordu.

Bir gün bu “ölüm çarkı” önünde, arkadaşlarının hile ile parçalanmasına razı olmayan bir kahraman belirdi. “Ben bu kapıdan gireceğim!” diye haykırdı. Adı, Canbulat’dı, Anadolu’dan gelmişti. Kilis kuvvetleri beylerindendi.

Canbulat Bey, evvelkilerin yaptığı gibi, vücudunu ağır ve kalın zırhlarla örtmedi; çarkın dişlerine katı mızrağını ve müthiş kalkanını da siper etmedi. Eline sâdece Türk bayrağını aldı. Kendisini, kendi gibi yalın vücud ve yalın kılıç takip eden birkaç kahramanla birlikte bu kapıya doğru heybetle yürüdü.

Venedikliler şaşırdılar.

Gerçi çark yine döndü. Canbulat Bey’in erkek başı toprağa düştü; fakat o anda beklenmedik bir hâdise oldu: Canbulat Bey yıkılmadı. Yere düşen başına aldırmadı; elinde Türk bayrağıyle ve başsız vücuduyla, dimdik yürüdü. Venedikliler dehşetle geri çekildiler. Bir an için çarkı çeviremez oldular. Çarkın durmasıyla da kale içine “Allah Allah!” seslerinin dolması bir oldu: Magosa duvarlarından biri aşılmış, bedene Türk bayrağı dikilmişti.

kıbris_sehidleri*

Bu bir hakikat mıydı? Yoksa Peçevî târihinde yazılı, eski bir destan mı tâzelenmişti? Hani Kıbrıs fethinden 17 sene evvel, Zigetvar çevresindeki Grijgal palangasını düşmana vermek istemeyen Türk kuvvetlerinin bir hurûc hareketi olmuştu. Deli Mehmed isimli Türk kahramanı şehîd düşünce, başını koparıp götürmek isteyen düşman şövalyesinin ardından başsız vücuduyla koşmuş, onu yere sermiş ve düşmana başını vermemişti.

Şimdi, Ömer Seyfettin’in “Başını vermeyen şehîd” hikâyesine mevzu olan böyle bir destan mı canlanıyordu? Yoksa Cabulat’ın ardından içeri girenler, savaş heyecânı arasında böyle bir hayal mi görmüşlerdi?

*

Orası bilinmedi, fakat Canbulat Bey’in anlı şanlı şehîdliği, Magosa müdâfîlerini yıldırdı; harbin sonunu getirdi. Diğer taraftan Canbulat adlı kahraman, Kıbrıs topraklarına sâdece “Bey” rütbesiyle gömüldüğü halde vefâlı Kıbrıs Türklerinin hâtırasında “Canbulat Paşa” ünvânıyla yaşadı.

Nihad Sâmi BANARLI, Târih ve Tasavvuf Sonbetleri, 2. Baskı , s: 115-116.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>