“ATA, HOCA ve ÖĞRETMEN” başlıklı yazılarından seçmeler…

Eski ve muhterem bir muallim arkadaşım : “Gençliğimde filân şehirde hocalık yapıyordum, fakat sokağa çıkmaya utanırdım. Çünkü şehir halkı, hocayım diye, geçtiğim her yerde beni ayağa kalkarak selâmlardı. Büyüklerin bu hürmet dolu selâmları esâsen çok terbiyeli olan çocukların ve gençlerin üzerinde derin tesir bırakır; küçük, büyük, herkesten gördüğüm saygı, beni hocalığın sevgisi, şevki ve gurûruyla doldururdu.” diye konuştu.
Yalnız Allah’ın huzurunda ayağa kalkılır yer olan câmi’de Fâtih Sultan Mehmed’in, hocaları gelince, onları da ayağa kalkarak selâmladığını düşündüm. Bu eski ve büyük Türk terbiyesini, bir daha, gönlüm dolarak hatırladım.

Hoca’ya böylesine hürmet şimdi bir masaldır. Büyük ve mânevî bir tükeniş, bizim vicdan ve terbiye dünyâmıza musallat olmuş; ne hocaların bir nicesinde bir hocalık vasfı, ne de talebede ve velîlerde hocaya saygı duygusu bırakmıştır.

Siyâsî partilerin ve yabancı ideolojilerin, hocaları, birer âlet gibi kullanmaları, hele hocaları, böyle siyâsetlere âlet olabilecek vasıfta yetiştirmeleri; o Tanrı mesleğini büyük çatırdayışlarla yıkmıştır. Bir kısım hocaların ise, yabancı ve yıkıcı ideolojilere âlet olacak kadar meslek haysiyetinden mahrum yetiştirilmeleri, bu yıkımı körüklemiştir. Hocalığa derin saygı ve haysiyetle bağlı kalmasını bilen asıl hocalarımız ise, bu mevzûun sâdece ıztırâbını çekiyor.

Vaktiyle, “öğretmen” başlıklı bir yazımda, bizzat “öğretmen” kelimesinin bile, hocalığı küçük düşüren yıkıcı bir icâd olduğuna dikkati çekmiştim. Bu kelimenin uydurulduğu yılların hocalığı küçümsemesi, çeşitli, yıkıcı sebepler yanında, daha ona verilen isimden başlıyordu:

Bu cılız sesli ve ters mânâlı kelime o ulu mesleğe ad olacak ulviyette değildi. Hocalık mesleğine derin saygı duyan atalarımız, bu mesleğe isim seçerken, daha Türklüğün kuruluşundan beri onu yalnız mânâ bakımından değil, “ses bakımından” da ifâde edebilecek, heybetli kelimeler seçmişlerdi.

Eskilerin : hattâ en eskilerin, hocalarına Ata, Koca gibi göğüs dolusu seslerle söylenir, büyük heybet ve kudsiyet ifâde eder unvanlar seçmeleri, eski ve büyük Türk rûhunun kelimelere vuran, akisleriydi…

Nitekim “öğretmen” kelimesinin, millete, devlet zoruyla kabul ettirilmek istendiği ilk anlardan başlayarak, aradan geçen bunca yıllara rağmen, bugün hâlâ Türk halkı ile hoca’larına sevgi ve saygı besleyen Türk çocukları, bu kelimeye hürmetle bağlıdırlar. Sevdikleri, saydıkları öğretmenlerine mutlaka “hoca, hocam!” diye hitâp ederler. Onlara karşı “öğretmen” kelimesini kullanmaktan ‘adeta utanç duyarlar. Bu o kadar böyledir ki geniş Türk topluluğu içindeki bütün gerçeklere göz ve kulak kapamış olanlardan başka herkes bunu bilir.

“Hoca adam” tabîri, hâlâ, bir saygı ve kıymet ifâdesi halinde, bütün vatan dilinde canlıdır.

Demek ki halkımız, eski asil ve târihî seciyesini kaybetmiş değildir. O, hocasına imkân buldukça saygı göstermekte tereddüt etmiyor. Bizim hocalık mesleğine eski îtibârını kaybettirmemiz, bunun kaybolduğu her yerde, o büyük halktan olamamak yolundaki kozmopolit veya yıkıcı ruhda insanlarımız yüzündendir…